Anayasa Mahkemesi (AYM) Behiye Çağlıyan Başvurusu (B. No: 2021/34076) kararı ile ceza yargılamasında hükmün sanığa tebliğ edilmeyip yalnızca müdafiine tebliğ edilmesi üzerine temyiz süresinin kaçırılması ve buna bağlı olarak mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediği sorununu incelenmiştir. AYM kararı, vekil-müdafi ayrımını ve ceza davasının sanığın özgürlüğüyle ilgili kişisel niteliğini vurgulayarak, bu alandaki yerleşik uygulamaya karşı önemli bir anayasal güvence getirmiştir.
I. Hukuki Düzenlemelerdeki Kritik Ayrım: Vekil ve Müdafi
AYM, kararında Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ve Tebligat Kanunu’nun ilgili maddelerine ve bu düzenlemelerin tarihi gerekçelerine odaklanmıştır:
CMK m. 35/2: Aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hakim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisinin kendisine tebliğ olunur.
Tebligat Kanunu m. 11/1 (Değişiklik Sonrası): “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır… Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır”.
AYM, Tebligat Kanunu’ndaki bu istisnanın madde gerekçesine dikkat çekmiştir. Gerekçede, hukuk yargılamasındaki ‘vekil’ ile ceza yargılamasındaki ‘müdafi’ kavramlarının farklı olduğu vurgulanmıştır.
“Bu itibarla, ceza davalarında kararların sanıklara tebliğ edilmesine gerek görmemek, müdafiine yapılan tebliği geçerli saymak adalet ilkeleriyle bağdaştırılamıyacak bir durumdur.”
Kanun koyucu, sanığın akıbetinin özgürlüğü ve şahsıyla ilgili olması nedeniyle, sanıkların kararlardan haberdar edilmesini bir ana ilke olarak görmüş ve kararların sanıklara tebliğ edilmesine ilişkin hükümleri açıkça saklı tutmuştur.
II. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
AYM, yargılama ve hüküm tarihleri itibarıyla yasal düzenlemeler ve gerekçeler ışığında şu tespiti yapmıştır: CMK m. 35/2 ve Tebligat Kanunu m. 11/1’deki açık hükümlere rağmen, yerleşik uygulama kanuni değişiklikleri göz ardı ederek, ceza davalarında da tebligatın müdafie yapılmasını yeterli sayma yönünde sürmüştür.
Başvuruda, istinaf mahkemesi kararı sanığa tebliğ edilmediği için sanık karardan haberdar olamamış, kararın kesinleşmesi üzerine özgürlüğünden mahrum bırakılmış ve ancak yakalandıktan sonra kanun yoluna başvuru talebinde bulunabilmiştir. Yargıtay’ın bu talebi süre aşımı gerekçesiyle reddetmesi, başvurucunun kanun yoluna başvurma imkânını etkisiz hale getirmiştir.
AYM, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
AYM, Behiye Çağlıyan kararının esasa ilişkin incelemesinde mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır, Karar, ceza yargılamasının temel ilkeleri ve sanığın özgürlük hakkı açısından hayati bir öneme sahiptir. İşbu karar ile ceza davalarında hükmün yalnızca sanığın müdafisine tebliğ edilmesinin yeterli olduğu yönündeki yerleşik uygulamanın, Anayasa’nın güvence altına aldığı mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturduğunu güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır.
Bu karar, sanığın hapis cezasının infazına ilişkin bir hükümden mutlaka bizzat haberdar edilmesini ve kanun yoluna başvurma hakkının güvence altına alınmasını zorunlu kılmaktadır.
Mahkemelere, CMK m. 35’te yer alan “ilgili taraf” kavramının ceza yargılamasında öncelikle sanığı işaret ettiğini ve Tebligat Kanunu’nun genel vekil kuralının ceza davalarında sanık lehine uygulanacak istisnasının göz ardı edilemeyeceğini hatırlatmaktadır.

