Türkiye’de Yeni Bir İnfaz Düzenlemesi Neden Şarttır?

Ülkemizde adalet sistemine duyulan güvenin sarsıldığı, yargının siyasi çekişmelerin gölgesinde kaybolduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu durumun en somut ve en acı yansımalarından biri, hapishanelerin kapasitesini aşan mahpus sayısıyla ortaya çıkıyor. Sadece rakamlara bakmak bile meselenin vahametini anlamak için yeterli: Resmi verilere göre, Türkiye’deki hapishane nüfusu 34 ilin toplam nüfusunu geride bırakmış durumda. 295 bin kişilik kapasiteye sahip hapishanelerde 419 binden fazla insan tutulmaktadır.

Bu durum, sadece fiziki bir sorun değil, aynı zamanda bir adaletsizlik ve infaz eşitsizliği sorunudur. Bir cezanın amacı, sadeces toplumu suçtan korumak değil, aynı zamanda kişiyi ıslah ederek topluma yeniden kazandırmaktır. Mevcut sistem ise bu amacın çok uzağında kalmakta, hapishaneleri birer ıslah kurumu olmaktan çıkarıp adeta birer bekleme odasına dönüştürmektedir. Adli meselelerde zorunlu bir tutulma yeri olarak işlev görürken, siyasi meselelerde ise mahpusları iradesizleştirme mekanına dönüşmüştür.

İnfaz Sistemindeki Temel Sorunlar ve Çözüm Arayışları

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Ekim 2025’te yeni yasama dönemine başlamasıyla birlikte, bu kronikleşen sorunların çözümü için tarihi bir fırsat doğmuştur. Toplumun her kesiminde oluşan “adaletsizlik yaygınlaşıyor” kanaati, bir infaz düzenlemesinin artık ertelenemez bir zorunluluk olduğunu ortaya koymaktadır.

Hazırlanması beklenen yeni infaz düzenlemesinin en öncelikli hedefleri şunlar olmalıdır:

Sade ve Adil Bir İnfaz Kanunu: Mevcut infaz kanunu, farklı tarihlerde yapılan eklemelerle karmaşık ve anlaşılması zor bir hale gelmiştir. Bu durum, uygulayıcılar (hâkim, savcı, avukat) ve mahpuslar arasında ciddi kafa karışıklıklarına yol açmakta, eşitlik ilkesini zedelemektedir. Yeni bir kanun, herkesin anlayabileceği, uygulanabilir ve adaleti sağlayan bir yapıda olmalıdır.

Kapsamlı ve Eşitlikçi Bir Düzenleme: COVID-19 salgını döneminde çıkarılan infaz düzenlemeleri, suçun niteliği veya işlenme tarihine göre büyük eşitsizlikler yaratmıştır. Suç tarihleri aynı olmasına rağmen, farklı infaz rejimlerinin uygulanması Anayasa’daki eşitlik ilkesine aykırıdır. Yeni düzenleme, bu eşitsizliği gidermelidir.

İnfaz Adaletini Güçlendirmek: Ceza İnfaz Kanunu’nun temel ilkeleri olan eşitlik, insan onuruna saygı ve ıslah, yeni düzenlemenin merkezinde yer almalıdır. Uluslararası örneklerde de görüldüğü gibi, cezanın bir kısmının cezaevi dışında infaz edilmesi (şartlı tahliye veya denetimli serbestlik gibi) hem cezaevlerindeki yoğunluğu azaltmakta hem de mahpusların topluma entegrasyonunu kolaylaştırmaktadır.

Acil Beklentiler ve Yeni Bir Dil

TBMM’nin yeni yasama dönemine başlamasıyla birlikte, yeni gündemler araya girmeden bu hayati konunun ivedilikle yasalaşması elzemdir.

Meclis ve kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun bu süreçte atacağı her adımı, toplumun tamamını kucaklayan, temel hak ve özgürlükleri genişleten yeni bir dille ele alma zorunluluğu doğmuştur.

Özetle; yeni infaz düzenlemesi, sadece bir yasal metin değil, toplumsal bir uzlaşı ve adalete yeniden güven inşa etme amacı taşımalıdır.